Don’t take it as simply my love to taste and lick you, take it as motivation to grab my hair and stuff my face.
Deniz Ekim Gabriel, yazar
Ivır zıvır resimli fanteziler.
18 yaşından küçükseniz ya da açık seçik içerikten rahatsız olacaksanız lütfen bu siteden şimdi çıkın, bir daha da dönmeyin.
Bir de Rahibe Purvela'nın maceraları için buraya tıklayın.
Diğer bölümler için buraya tıklayınız.

(resim buradan - image source)
Tapınağa girince tahtın iki yanında iki tekgözü beni bekler halde buluyorum. Biri tahtın önüne oturmuş, bacakları iki yana açık, elinde ufak pilli radyo. Durmadan çeviriyor radyonun kontrollerini: “Kastamonu’daki ayaklanmayı yeniçeriler güç… czzz… içindeen caanım, koşarak koşarak… czz… ” Tek gözü bana dönüyor, kapatıyor radyoyu ayağa kalkarken. Kocaman göbeği sallanıyor bacak arasını örten bezin üzerine. Öteki tahtın koluna oturmuş, dönüyor bana:
“Purvela,” diyor, “görüşmeyeli nasılsın?” Çıplak ayakları zeminde şapırdayarak bana doğru yürüyor.
“Merhaba Kartalyünü. Merhaba Demirkabuk,” diyorum ötekine dönerek. Kafasıyla selamlıyor beni. Kartalyünü önümde çöküyor, yüzü yüzüm hizasında.
“Büyücüyle olanları duyduk. Sana haberler getirdik.”
“Şaşırdım,” diyorum tek gözünün içine bakarak, “Siklops kendi gelmedi. Oysa ilk seferinde yeterince memnun olmuş görünüyordu.”
Kartalyünü kocaman elini, yağlı göbeğine koyup kahkahayı patlatıyor. Aslında içten içe sevindim tanrının kendi gelmemiş olmasına. Kendimi büyücüyle dövüşümden beri çok güçsüz hissediyorum. Siklops ilk yattığım tanrılardan biriydi. Sevişmemiz benim için saatlerce süren, korku ve acı dolu bir deneyimdi. Üstelik deneyimsizliğimle neredeyse kendimi yaralıyordum. Siklops’un yanıma ikinci kez geleceğini düşündüğümde hala yüreğim sıkılıyor endişeyle, sonrasında çok daha beterlerini görmüş olmama rağmen. Oğulları Kartalyünü ve Demirkabuk’la da o zaman tanışmıştım.
“Korkak bir kızdın o zaman Purvela,” diye fısıldıyor parmağının ucuyla çeneme dokunup. “Nasıl da bağırıyordun!” Gözlerinin içi parlıyor, sulanan ağzını şapırdatıyor gözü elbisemin altındaki göğüslerime kayarken. Ama ben tanrılar dışında kimseyle yatmak zorunda değilim.
“Kendine hakim ol Kartalyünü ve bana Siklops’un sözlerini söyle.” Kahkahayı patlatıyor yine Kartalyünü, fakat bu kez ona kardeşi de katılıyor.
“Böyle konuştukça beni daha da fazla tahrik ediyorsun,” diye fısıldıyor. Belime hamle yapıyor, geriye zıplayarak kaçıyorum, ama kolu beklediğimden uzun, öteki eliyle yakalayıveriyor kalçalarımdan. Kendine çekerken tek eliyle beni, güçlü parmakları kıçımın arasına giriyor. “O zamandan beri seni hayal ediyoruz. Tanrının sözlerini duymak istiyorsan önce seni sikmemize izin verirsin.” Kocaman dili boynumu yalıyor, karşı koymuyorum.
“Ya Siklops? Kızmayacak mı size orospusuna nasıl davrandığınızı öğrenince?”
“Orasını bize bırak,” diyor Demirkabuk, sağa sola salına salına bana doğru yürürken. Kartalyünü’nün dili göğüslerimin arasına giriyor. Hoşuma da gidiyor aslında tacizleri, insanoğlu yarı-tanrıların dahi cazibesine dayanma gücüne sahip değil ki. Parmakları kalçalarımdan aşağı doğru açılıyor, işaret parmağı arka deliğimle oynarken yüzük ve serçe parmakları bacaklarımın arasını yokluyor. Ellerimi göbeğine uzatıyorum, göbeğinin altına uzanıp bacaklarının arasındaki örtüyü kaldırıyorum el yordamıyla. Tekgözün erkekliğini buluyorum, kalın ve sımsıcak. “Hmmmmm” diye inliyor dev ve bir yandan dikelirken bir yandan beni göbeğinin altına bastırıyor. Çok eğilmeme gerek kalmıyor dudaklarım penisiyle buluşsun diye. Tekgözlerin boyları üç metre kadar, enleri de o kadar var. Yağlı, terli gövdeleri mayhoş kokuyor, afrodizyak, başımı döndürecek kadar. Sarılıyorum iki elimle aletine, büyükçe bir insan penisi kadar. Dondurma yalar gibi yalıyorum altını, çevresini. Kafam tekgözün ellerinin arasında kayboluyor.
Hop! Havalanıyor bacaklarım. Demirkabuk bacaklarımı havaya kaldırıp arasına daldırıyor aletini. Daha da hevesle saldırıyorum ellerimin arasındaki, tükürükle ve salgılarıyla sırılsıklam olmuş alete.
Çok uzun sürmüyor sandığımın aksine, Demirkabuk’la aynı anda orgazma varıyoruz, Kartalyünü de kıvranmalarıma dayanamayıp fışkırıyor sırtıma, saçlarıma.
Biraz nefeslendikten sonra Kartalyünü ciddiyetini takınıyor. “Testestore,” diyor, “başına böyle bir şey gelebileceğini biliyordu. Belki senden değil ama bizlerden biri tarafından… Kendini sağlama almış. Yüreğini bir goleme vermiş, parçaladığın goleme penisini vermiş olduğu gibi.”
“Yani ölmedi?”
“Hayır. Ve penisini kestiğin için şu anda çok sinirli olsa gerek. Başladığın işi bitirmen gerekiyor.”
“Ne?” Ağzım açık bakıyorum. “Neden siz halletmiyorsunuz? Ben savaşçı değilim ki!”
“Kafasını uçururken öyle düşünmüyordun ama!” Gülüyor Kartalyünü. “Şaka bir yana, güçlü muskalarla korunuyor, ilahi varlıkların ona ulaşmasına imkan yok. Ama sen…”
Şaşkın şaşkın dinliyorum, tekgözler bana nereye gitmem, ne yapmam gerektiğini anlatıyor. Biliyorum ki kariyerimde yeni bir sayfa açılıyor. Rahibe Purvela, Şövalye Purvela oluyor. Bu sayfa, son sayfa olmasın diye dua ediyorum içimden Pan’a.
Bir eli alnımda, kafamı şezlonga bastırıyor, diğeriyle burnumun yanına bastırıyor aletini, zevkle nefes veriyor boşalırken, spermleri yüzüme akıyor, dudaklarıma, çeneme. Geri sokuyor sonra aletini kotundan içeri, kafamı okşuyor ve eve geri giriyor.
(Kaynak: special-circumstances, paylrider gönderdi)
Neden sonra Selim de bize katılmaya karar veriyor. Kamerayı şifonyerin üstüne bırakıyor ve yatağa tırmanıyor. Arkama geçiyor ve bastırıyor beni altımdaki adamın üzerine, tüm aleti içimde herifin. Bacaklarını açarak popomun üzerine oturuyor, aletini arka deliğime hizalıyor. Ne benim ne altımdaki adamın milim oynamamıza izin vererek sikiyor götümü.
(Kaynak: sex-dp-gangbang, kuzeydebiryer gönderdi)
Sıkıcı bir programın ellinci dakikalarındayız, aranızda oturuyorum. Önümdeki sehpayı kendime çekip ayaklarımı uzatıyorum, dizlerimi kendime çekince eteğimin bacaklarımdan yukarı kayarak sıyrılışını izliyorsunuz sessizce. Sertleştiğinizi hissediyorum, ve bu beni daha da tahrik ediyor. Televizyon dikkatimizi dağıtıyor bir yandan, tavrını hiç bozmadan yavaşça ellerini baldırlarımda gezdirmeye başlıyorsun bacaklarımın arasına doğru. Bu onu da çıldırtmaya yetiyor. Biriniz eteğimi sıyırırken diğeriniz aniden bana dönüp üzerimdeki bluzun askısılarını indiriyor, omuzlarımdan boynuma, oradan göğüslerime doğru gezdiriyor dilini emerek. Zevkten kıvranışım sizi daha da delirtiyor, ama daha da kıvranmamı istiyorsunuz; birinizi değil ikinizi birden deli gibi istemememi. Dokunmama izin vermiyorsunuz size, ellerimi göğsünde gezdirmeye başladığımda çekip koltuğa bastırıyorsun. Bir yandan bacaklarımın arasında ısrarla gezinen dili, bir yandan tüm vücudumda gezinen dudakların.
(Kaynak: CuckoldsandHotwives)
güzel yada çirkinmisin bilmiyorum ama eğer gerçekten istiyorsan… gözlerinden çıkan ateşi görebiliyorsam.. tiksinmeden utanmadan nazlanmadan benim olucaksan… dobra dobra sevişeceksen benimle… kadınlığını yüzüme vuracaksan… ben seninim..
Slow motion şeklinde yalama taktikleri!
(Kaynak: wheelintheskype)
şimdi tutup bana hadi gel ev boş dese kalkıp gitmem.. benim olayım bu değil.. bana onun hissettikleri lazım bütün çıplaklığı ile.. kocasıyla sevişirken aklından geçenler lazım.. beni gördüğünde düşündükleri lazım.. fantezileri lazım.. ama bunca zamandır konuşuyoruz gizli gizli hiçbirini anlatmadı.. benim onu fiziksel olarak da düşündüğümü bildiği halde anlatmadı. konuşmayı da kesmedi.. sabırla bekliyorum bakalım açılır belki..

(Geri kalanı burada. Resim buradan.)
Arkama şimdi de usta geçiyor. “Ver lan ordan bir tane!” diye kükrüyor çırağa. ”Usta, prezervatif kalmadı.” “Hay amına koyayım.” diyor, ben doğrulurken tezgahın üzerinden. “Abla, bu halde hiçbir yere gidemem, kusura bakmayacaksın.” diyor belimden beni geri bastırarak. İtiraz etmek için hışımla dönüyorum. “Olur mu…” Lafımı kesiyor: “Merak etme sen, abla.” Sızlayan amımı pas geçip kalın kafasını arka deliğime yaslıyor. Tükürüyor aletine. “Dur, öyle olmaz!” diyorum, ama çırak omzumu tozlu talaşlı tezgaha bastırıyor. Çıplak göğüslerime tahtalar batıyor.
“Offfffffff!” diyor usta bastırıp zorla kafasını içime sokunca, “Abla sen çok sıkıymışsın.” İleri geri sallanmaya başlıyor. Kalın, koca kafalı aleti arka deliğimi biraz daha, biraz daha esnetiyor. Acıyla açtığım ağzıma önümdeki çırak daldırıyor şimdi üçüncü kez. Kapatıyorum dudaklarımı çevresinde, acıyla, hırsla, sertçe emiyorum inleyen çırağın aletini, arkamda usta, kıçımı güçlü elleriyle kavramış içime bastırdıkça.

(Geri kalanı burada. Resim buradan.)
Beni sinemaya götürecekti haftasonu. Ofiste işi varmış, oradan gidermişiz. Fabrikanın önüne park ediyoruz. Büyük demir kapıları açıyor, şurada otur diyor, ben yarım saate gelirim. Çantasını alıp arabaya atlayıp gidiyor, beni bomboş fabrikada bir başıma bırakıyor.
Atölyelere iniyorum. Her yer talaş, işçilerin tulumları atılmış, taburelerin üzerinde. İçim bir hoş oluyor terli talaşlı tulumlara bakarken. Yapılı ustalar, kaslı genç adamlar bütün gün burada çalışıyor. Bacak aramı tezgahlardan birinin köşesine dayıyorum. Tam doğru noktaya değiyor köşesi. İçim titriyor, derince nefes alıyorum.
“Abla?” diyor bir ses. Hışımla dönüyorum. 19-20 yaşlarında iki çırak kapıda, ağzı açık bana bakıyor, üzerlerinde tulumlar, ellerinde büyükçe tahta parçaları. Önlerinde 40’larında usta, bıyıklı, konuşan da o. “Yardımcı olabilir miyim?” diyor elindeki testereye yanındaki tezgaha bırakırken. Dilim tutuluyor. Ne kadar zamandır ordalardı acaba? “Ben şey…” Usta hınzır gülümseyerek bana doğru geliyor. Üzerinde beyaz bir gömlek, kadife pantolon, elini belime atıyor. Tanımadı beni. Hala konuşmaya çalışıyorum, “Ben…” Çırakların gülüşü kesiyor lafımı. Ustanın eli kalçalarıma kayıyor. Bacaklarım boşalıyor, korku, heyecan ve çok, çok fazla arzu. Tezgaha tutunuyorum.
Gülüyor usta. Fermuarını açıyor. Şaşkınlıkla aşağı bakıyorum, sikini çıkarıp elime bırakışına. Siki, kalın, kopkoyu tenli. Kıllar çıkıyor dibinden, başı kocaman. Sıkıyorum hafifçe, sepsert. Alt dudağımı ısırıyorum. Gözlerimi kaldırıp önce ustaya bakıyorum, sonra çıraklardan biriyle gözgöze geliyorum. Pantolonu üzerinden sikini sıvazlıyor. Kabarıklık ta buradan görünüyor. Öteki de aynen.
Usta önce bana, sonra gözlerimi takip edip çırağa bakıyor. “Gelin len buraya, siz daha kadın görmemişsinizdir…” Kalbim yerinden çıkacak. Usta bana göz kırpıyor. “Abla,” diyor, “yazıktır, mutlu ediver garipleri.” Ne diyeceğimi bilemiyorum. Bunu fırsat bilip, omzumdan bastırıyor beni yere. “Çıkarın len düdükleri!” Yanıma dikilen iki gencin elleri dolaşıyor pantolonlarıyla uğraşırken. Biri çenesiyle tutuyor kaldırdığı tulumu, öteki düğmelerin arasından çıkarıyor aletini. İkisininki de uzun ince, birininki yana kıvrık. İkisi de taş gibi. Elime alıyorum. Ahhh, ateş gibi yanıyor.
“Yaklaşsana oğlum,” diyor usta, itiyor birini üzerime. Kafam tezgaha dayalı, kaçıramıyorum yüzümü, istemiyorum da zaten. Dudağımın ucuyla yönlendirip kafasını, ağzıma alıyorum aleti. Ucu ekşi ekşi damlatıyor ağzıma. İleri geri sallanmaya başlıyor kıçı, dilimin üzerinde kaydırıyor kafasını. Emiyorum. Gözleri yerinden fırlıyor, damağımda patlatıyor spermlerini. Gülüyor usta, oğlanın aletinden spermler ağzıma akıyor, ağzım burnum kokusuyla doluyor, akıyor çenemden, yere talaşların üzerine damlıyor öbek öbek. Öteki de elimde kasılıyor, yüzüme, kıyafetlerime, ötekinin aletine…